ÇOCUKLARDA ÇEŞİTLİ PSİKOLOJİK PROBLEMLER

GECE KORKULARI ( PAVOR NOCTURNA )

Daha çok 4 ile 12 yaşlar arasında görülür.Uykuya daldıktan 1– 2 saat sonra nöbet tarzında görülen önemli bir bozukluktur. Çocuk panik şekilde çığlık atarak uyanır,ter içinde kalmıştır,yatakta derin soluk alıp verme ve kalp çarpıntısı gözlenir.Bu nöbet 10 dakika içinde kendiliğinden geçer.E.E.G‘de çoğu zaman

bozukluk vardır.Genellikle,yaş büyüdükçe kendiliğinden iyileşme görülür ancak bazı durumlarda tedavi gerekebilir.

Çocuk gece korkuyla uyandığında “korkma , korkacak bir şey yok...hadi yat uyu !..” gibi sözler yerine, anne-babanın sevgi ve şefkat göstermesi,çocuğun gece yatmadan önce korku filmi izlemesinin engellenmesi, onu korkutacak konuların yanında konuşulmaması  yararlı olacaktır.

Ancak, çocuğun gece korkularının geçmesi, temelde yatan sorunu öğrenmeden ve ortadan kaldırmadan beklenmemelidir.Çok aşırı durumlarda ise profesyonel bir yardım alınması uygundur.

 

 

SAÇ YOLMA (TRİKOTİLLOMANİ)

            Bazı çocuklar 2 yaşından itibaren kendi kaş, kirpik ve saçlarını çekip, yolabilir, koparabilirler. Bu davranış uyumsuz ve huzursuz çocukların önemli belirtilerinden biridir. Kız çocuklarında erkek çocuklarına nazaran daha sık rastlanır. Konuşamayan, isteklerini anlatmakta güçlük çeken 2 yaş öncesi

çocuklarda görüldüğünde zeka geriliği ve gelişim bozukluğunun işareti sayılabilir.

            Çocukların korkularını, endişelerini, öfkelerini ifade edemedikleri durumlarda duygusal alandaki gerilimin boşaltılması saldırganlık dürtüsü artırmakta ve çocuk bu dürtüyü kendi kendine yöneltmektedir. Anne-çocuk ilişkisindeki yetersizliklerde önemli nedenler arasındadır.

            Anne-çocuk arasındaki yetersizliklerin ortadan kaldırılması ve bir uzmandan yardım alınması sorunun çözümünde yararlı olacaktır.

 

 

TOPRAK YEME (PİKA)

            İlk 1 yaş içerisinde bebekler ellerine geçeni ağızlarına götürerek sertliğini, yumuşaklığını, yenip yenmediğini öğrenmek isterler. Bu tür geçici denemeler ilk aylarda eşyayı tanıma ve keşfetme olarak değerlendirilebilir. 1 yaşından sonra devam etmesi halinde uyum bozukluğu olarak ele alınması

gerekir. Genelde ağza götürülen şeyler içerisinde toprak, kum, kireç, gübre ve  kağıt gibi zararlı maddeler vardır. Seyrek de olsa bazı küçük çocukların mobilya kenarını kemirdikleri görülür.

            Bu davranış genellikle bakımsız, yeterince beslenemeyen,anne sütü almamış, ihmal edilmiş, ilgi, sevgi eksikliği içinde olan, güven duygusu gelişmemiş  çocuklarda görülür.

            Çocuğun gün içinde yalnız bırakılmaması, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanmasına özen gösterilmesi, anne çalışıyorsa bile önceliğin çocukta olması sorunun çözümüne yardımcı olacaktır.

 

 

DIŞKI KAÇIRMA (ENKOPRESİS)

Normal olarak çocuklar 2 yaşını tamamladığında küçük ve büyük abdestlerini bilinçli olarak tutabilmektedirler. Dışkı kaçırma; çocuğun kakasını tutma ve bırakma işlevini kontrol edebileceği yaşa gelmiş olmasına rağmen, istemli ya da istem dışı olarak kakasını uygun olmayan yerlere bırakma ile belirlenen bir

bozukluktur. Seyrek görülen, gündüz uyanıkken daha sık rastlanan ve genellikle erkek çocuklarda görülen bir durumdur.

DIŞKI KAÇIRMA DAVRANIŞININ NEDENLERİ

        Yetersiz tuvalet eğitimi verilmesi (bu durumda çocuk bağırsak kontrolünü kazanmamıştır).

        Ruhsal bir bozukluğun olması (çocuğun fizyolojik bağırsak kontrolü normal olmasına rağmen bir isteksizlik, direnç ve başarısızlık vardır. Yeni bir kardeşin doğumu, anneden ayrılık, korkutucu olaylar, hastaneye yatış, anaokuluna gidiş gibi tedirgin edici durumlar, çocukta bir gerilemeye yol açabilir).

        Barsak işlevlerinde yapısal bir bozukluk olması (tuvalet eğitiminin yanlış verilmesi ve psiko-dinamik etkenler neden olmaktadır. Temizlik ve titizliğe aşırı önem veren annelerinin cezalandırıcı tutumları ve tuvalet eğitimine erken başlamaları;çocuklarda yeterli kas gelişimi olmadığı için dışkı kaçırmaya

neden olabilir).

ÖNERİLER

Altına kaçırma, çocuğu utandıran, benlik saygısını zedeleyen, sosyal yaşamını, arkadaş, aile ilişkilerini bozan bir belirti olduğundan sorunun çözülmesi büyük önem taşır. Çocuk, hangi nedenle olursa olsun, altını pisletmeye başlarsa, bunun bir alışkanlık haline gelme olasılığı, vardır. Bu duruma sert tepki göstermek, sorunu artırır ve bir kısır döngüye neden olur. Bununla birlikte, başlangıçta  sadece sorunun kaynağındaki fiziksel nedeni, tedavi etmek yeterli olabilir. Bu sorunun nedenin incelenmesi ve tedavisi için profesyonel yardım alınması gerekir.

 

CİNSEL KİMLİK SAPMASI

 

            Çocukluk çağında erkek çocuk babasıyla, kız çocuk ise annesiyle özdeşleşir. Bunun sonucu cinsel kimlik ayrışır ve gelişir.

            İlk aylardan başlayarak anne ve baba bebeğin cinsine uygun davranmaya özen gösterir. Kız çocuğunun saçına çiçekler takılır, renkli süslü kıyafetler giydirilir. Kız ve erkek çocukların oyuncak seçimleri farklılaşır. Kız çocuk “benim cici, tatlı kızım” diye sevilirken, erkek çocuk “benim aslan oğlum” diye

övülür. Anneler erkek çocuklarına “ baban yokken evin erkeği sensin, beni sen koruyacaksın” derken kız çocuklarına “sen benim en iyi yardımcımsın” derler.

            Bazı ailelerde bu özdeşleştirme modellerinin daha ileri götürülerek uygulandığı görülür; küçük erkek çocuklarının bebekle oynamasına bile izin verilmez. Bu tür ailelerde klişeleşmiş erkeklik imgesi; sporcu, güçlü, suskun, estetik kaygılardan uzak bir portre çizmektedir. Bu çizilen portreye uymak için

çaba sarfetse de başarılı olamayan çocukların, önemli ruhsal sorunlar yaşaması söz konusu olabilir. Erkek çocuğunun sanata-piyano çalmak, bale yapmak vb.- eğilimi olması ya da delikanlının severek yemek pişirmesi, kendi düğmesini kendisinin dikmesi kadınsı davranış olarak etiketlenir,kız gibi olduğu için

alay edilir.

            Kadınsı davranış, bir erkeğin öteki cinse özgü davranışlarını alması, konuşması ve hareketleriyle öteki cinse benzemesidir.

            Erkek çocuğun sağlıklı cinsel kimlik kazanması; önünde yeterli bir ya da birkaç erkek örneğin olmasıyla ilişkilidir. İlk ve en önemli örnek şüphesiz ki babadır.Ancak örneği oluşturan babanın; oğlu ile yakın ve olumlu ilişki içinde bulunan bir baba olması gerekmektedir.

            Babanın ilgisiz ve uzak ilişki içinde bir tavır sergilemesi, evden uzakta çalışıyor olması, bir görünüp bir kaybolan kişi olması durumunda; büyümekte olan erkek çocuk güç durumda kalabilir ve cinsel kimlik gelişiminde aksamalar oluşabilir. Bu tür durumlarda çocuğun benimseyebileceği amca, dayı,

dede, erkek öğretmen vb. gibi modele ihtiyaç vardır.

            Ablalar, teyzeler, arasında büyüyen erkek çocukta cinsel kimlik ayrışması belirsiz kalabilir.

            Bazı ailelerde ise arka arkaya erkek çocukları olduğundan anne kız çocuk sahibi olmak ister ve sonuncu çocukta erkek olunca bilerek ya da bilinçsizce bu çocuğa kız çocuğu gibi davranılır; yanından ayırmaz, saçını uzatır, kurdela takar hatta elbise giydirir.

            Bazı anneler ise erkek çocuğa karşı çok koruyucu ve kollayıcı davranır. Çocuğuna vuracaklarından, döveceklerinden korktuğu, kaba ve saldırgan davranışlar öğrenmesinden çekindiği için onu erkek arkadaşlarından uzak tutar. Çocuk annesinin dizinin dibinde edilgen, uysal ve güvensiz olarak büyür.

Bu nedenle erkek çocuklarla kaynaşamaz, oyunlarına katılamaz ve kendine yakın bulduğu kız çocuklarına yönelir. Bu durum annenin çok hoşuna gider, “Benim oğlum kız gibi çok uslu” diye sevinir.

            Olumlu bir baba örneğinden yoksun kalma durumu ya da hatalı anne-baba tutumları erkek çocuğun cinsel kimlik ayrımında önemli rol oynar.

            Yapılan araştırma sonuçlarında  eşcinsellerin geçmişlerinde 10 yaş öncesi boşanma ya da ölüm nedeniyle babasız büyüme öyküsüne rastlanmaktadır. Yine araştırma sonuçlarına göre eşcinsellerin büyük çoğunluğunun çocukluk dönemlerinde; kız gibi giyinme, kız oyunları oynama ve erkek çocuklarla

arkadaşlık kuramama gibi özellikler gösterdiği bilinmektedir.

            Elbette çocuğun, kız çocuklarının oyuncaklarına ya da oyunlarına meraklı olması, tek başına bir ölçü olamaz ancak bunun ileriki yaşlarda da devam etmesi durumunda dikkatli olunmalıdır. Çocukların sağlıklı cinsel kimlik ayrışımı yaşamasında en önemli unsurun anne-baba tutumları ve ilişkileri olduğu

unutulmamalıdır.

 

İNATLAŞMA

            Özellikle 3- 6 yaş arasında belirginleşen bu tavırlara "direnme dönemi" adı verilir. Bu dönem aynı zamanda çocukta kişilik kazanma çabalarının olduğu bir dönemdir. Çocuğu bu direnmelerine aşırı sertlik göstermek, ezmek ya da kendi işlerini kendi yapma fırsatı vermemek (tam tersi de olabilir), aşırı

çocuksu bir karakterin gelişmesine neden olacak şekilde onu bebek gibi yedirme, giydirme, beraber yatma gibi davranışlar çocukta kişilik gelişimini zedeler. İleri yaşlarda aşırı bağımlılık ya da tümüyle otorite dışı tavırlar geliştiren kişilik yapılarının oluşmasına neden olur.

Çocuklarda inatlaşma her yaş döneminde görülür. Bağımsız birer birey olduklarının farkına varmaya başlamaları ve dünyayı keşfetme merakları bu inatlaşma sürecini tetikler. Çocuklar anne-babaları ve çevresindekiler ile ayırım yapmaksızın her zaman ve her konuda çatışmaya girebilirler. Çocuların bir

inatlaşma nöbeti süresince fikir değiştirdiğine tanık olabilirsiniz. Bazen, neyi isteyip neyi istemediğini bile anlayamazsınız. Örneğin, acıkmıştır ama evdeki yemeği yememekte direnir, hamburger ister, hamburgerciye gidersiniz, ben bundan istememiştim ötekinden al diye tutturur, öteki menüden alırsınız başka

bir bahane bulur vs. Birinizden biri yenik düşene kadar devam eder bu sürtüşme.

Çocuğunuzun inatlaşma dönemlerinde her iki tarafın da amaçlarını açıkça ortaya koymaya çalışın. Sizin amaçlarınız çok çeşitli olabilir; ona yemek yedirmek, bir oyuncakçının önünden geri çekmek, ablasının odasından çıkmasını sağlamak veya uyutmak. Onun ise tek bir amacı vardır; sizin dediğinizin tersini

yapmak. Ancak bu şekilde size kendisinin bağımsız bir birey olduğunu, kendi tercihlerini kendisinin yapabildiğini kanıtlayacaktır. Pek çok anne-baba bunun farkında olmadığı için çocuklarıyla gereksiz yere çatışmaya girer ve kendilerini de çocuklarını da yıpratır. Daha da kötüsü bazı çocuklar bunu bir alışkanlık

haline getirirler, daha ileriki yaşlara taşırlar ve anne-baba bu çatışmalara çözüm olarak şiddete başvurmaya başlar. Kısacası çok küçük yaşlarda başlayan ve çocukların gelişiminde çok doğal olan inatlaşma, anne-baba ve çocuk arasındaki bir iletişimsizliğin başlangıç noktası olabilir ve bir kısırdöngüyle son

bulabilir.

ÖNERİLER

        İnatlaşma ortamlarında öfkeli ve sabırsız bir tavır takınılmamalı,yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya özen gösterilmeli.

        Otoritenin çocuğa, kimin güçlü, kimin güçsüz olduğunu ispatlamak durumunda olmadığı unutulmamalı.

        Anne-baba sürekli “hayır”diyen bir konumda olmaktan kaçınmalı.İstediği şeyi neden yapamayacağı basit bir dille açıklanmalı,çocuğun bu durumdan dolayı yaşadığı üzüntüsü paylaşılmalı.

        Çocuğa kararlı ve tutarlı fakat sevecen bir tavırla yaklaşılmalı.”Hayır” denilen bir şeye sonradan “evet” denmemeli.

        Tüm açıklamalara rağmen çocuk bir süre sonra yeniden istediği şeyi tutturursa,hiç tepki vermemeli.

        Çocuğun dikkati hoşlandığı,sevdiği başka bir noktaya çekilmeye çalışılmalı.

      (oyun,çizgi film, sevdiği bir yiyecek vb.)

        Çocuğa yasaklanan şeyleri anne-baba da yapmamalı ( mutfak dışında yemek yemeye izin verilmezken, babanın maç seyrederken yemeğini TV.’nin karşısında yemesi gibi .)

        Çocuğa karşı aşırı koruyucu davranmamalı, kendi başına yapabildiği halde; yemek yedirme, giydirme,beraber yatma gibi davranışlardan kaçınılmalı.

        Yapabileceği sorumluluklar verilmeli, böylece özgüven kazanması sağlanmalı.

        Çocuğa seçenekler sunulmalı, böylece çocukta; bağımsız bir birey olarak görüldüğü, onun kararlarına saygı duyulduğu düşüncesi oluşturulmalı.

 

ÖFKE NÖBETLERİ (TEMPERTANTRUM)

 

            Çocuklarda öfke nöbetleri, eğitim hatalarından kaynaklanabileceği gibi bastırılmış duyguların, ruhsal gerginliğin ve kızgınlığın sonucu da olabilir.

Neden eğitim hataları ise,öfke nöbetleri; çocuğun seçkin seyirciler (özellikle anne-baba) önünde sergilediği dramatik bir gösteri haline gelir. Aslında çocuk görüldüğü kadar kendinden geçmiş ya da öfkeli değildir. Tüm bunlar anne-babayı etkilemek ve anne-babanın fikrini değiştirmek için çocuk tarafından

ortaya konulan bir sahnenin oynanmasından ibarettir. Her isteği yapılmış, aşırı şımartılış, kural tanımayan çocuklarda  sık görülür.

Neden ruhsal bir sorundan kaynaklanıyorsa, çocuk birikmiş saldırganlık duygularını uzun süre taşıyamaz, bir olayı ya da yerine getirilmeyen bir isteği bahane ederek birikmiş sıkıntılarını öfke patlaması şeklinde boşaltabilir. Ağlayarak kendini yerden yere atan çocuk, başını yerlere, duvarlara vurabilir, katılana

kadar ağlama krizi yaşayabilir.

            Çocukta öfke nöbetlerinin yerleşmesi çocuk ve çevresi açısından sakıncalı bir durumdur. Bu nedenle profesyonel bir yardım alınması uygundur.

 

KİBRİT VE ATEŞLE OYNAMAK

Küçük çocuklarda, kibritle ve ateşle oynama davranışı, sonuçlarını kestiremediklerinden, meraktan, eğitim hatalarından kaynaklanabilir.

Daha büyükçe çocuklarda ve ergenlerde ise  ateşle oynamak davranışı duygusal gerilimlerden kaynaklanabilir; anne- babaya karşı duyulan kin ve intikam hissi nedeniyle içlerindeki saldırganlık duygusunun açığa çıkması gibi.Fakat bu her zaman bilinçli değildir.

Çocukta öz eleştiri yetersizliği ,davranış bozukluğu ,suça yönelme eğilimi varsa yangın çıkarma  ve kundaklama davranışları görülebilir.Bu gibi durumlarda, profesyonel bir yardım alınması uygundur.

 

İÇE KAPANIKLIK

Çocuk, sosyal-duygusal gelişimi gereği akranlarıyla oyun oynaması gereken bir yaşta, arkadaş edinememe, oyunlara katılamama nedeniyle, sürekli yalnız olmayı ve oynamayı tercih ediyorsa, çevresine karşı ilgisiz ve  yaşıtlarının varlığından habersizmiş gibi davranıyorsa, çevrenin şaka ve eğlencelerine

katılmada güçlük çekiyorsa ,istek ve ihtiyaçlarını belirtemiyorsa, zeka geriliği olmadığı halde öğrenmede yavaş ilerleme gösteriyorsa, bunlar  içe kapanıklık durumunun ip uçları olabilir.

Genellikle bu çocukların kendi başlarına oynamaları aileleri tarafından yanlış yorumlanır, efendilik ve uysallık şeklinde değerlendirilir ve “çok uslu durur, hiç yaramazlık yapmaz, sözümden dışarı çıkmaz” denir. Oysa çocuk iç dünyasında yaşamaktadır. Kendine güveni yoktur, yanlış yapmamak için susmayı ve

geri planda kalmayı tercih eder. İçe kapanık çocukların çekingen davranışlarının toplum tarafından onay görmesi ve desteklenmesi bu davranış probleminin yerleşmesinde etkili olmaktadır.

Aile içi yaşantılar, yanlış anne-baba tutumu ( baskıcı, aşırı disiplinli, aşırı koruyucu ve aşağılayıcı aile tutumları ) gibi nedenlerin yanında, kalıtımsal nedenlerin de etkisi olabileceği düşünülmektedir. Yapılan çalışmalar, zaman zaman içe kapanıklığa tırnak yeme, parmak emme gibi davranış problemlerinin eşlik

edebildiğini göstermektedir. Bu ve benzeri durumlarda profesyonel yardım gerektirebilir.

 

İNTİHAR

            İntihar toplumun her kesiminde görülebilen ve çeşitli zamanlarda karşımıza çıkan, en dramatik davranış bozukluklarından biridir. Karşılaşılan sorun, çözümsüz göründüğünde,sorunun çözümsüzlüğünden dolayı hissedilen sıkıntı, stres, psikolojik ve fizyolojik acıdan kurtulmak için gösterilen bir kaçış

davranışıdır Bu eylemde asıl amaç, acıyı dindirmektir, sorunu çözecek bir davranış değildir.

            Gencin geleceğin olmadığına inanması, çözümsüzlüğe saplanıp kalması ve bundan kurtulamayacağını düşünmesi ergenlik döneminin sık rastlanan özelliklerindendir. Yaşam deneyimi olmayan gençler bir süre bekledikten sonra bu durumu aşabileceklerini düşünemezler.

            Daha önceden intihar girişiminde bulunan kişilerin yeniden deneme olasılıkları %75 tir. Bu nedenle önceden intihar girişiminde bulunan gençlerin anne-babaları çok dikkatli olmalıdırlar.

            İntihar, bir kişinin alabileceği en kritik ve telafisi olmayan bir karar olduğu için, ailelerin ve psikolojik yardım hizmetleri alanında çalışanların çok hassas ve tetikte olması gerekmektedir. Bu da intihar hakkında yeterli ve doğru bilgiye sahip olmakla mümkün olabilir. Öyle ki  yaşamına son vermek

isteyen bir genç, mutlaka bazı sinyaller verir. İşte bu durumda gerekli donanıma sahip olan kişiler bu sinyalleri olumlu biçimde değerlendirip, kişinin hayatını kurtarabilecek önlemleri ivedilikle alabilir.

Aşağıdaki olaylar depresyonda olan bir çocuk ya da genç için bardağı taşıran son damla olabilir, zaten yaşama isteği çok azalmış olan genç ümitsizliğe kapılarak yaşamını sonlandırabilir:

        Çok önemsiz bir konu nedeniyle anne babasıyla yaptığı büyük bir kavganın ardından duyulan öfke.

        Anne babasının boşanmalarının ardından anne ile mi yoksa baba ile mi birlikte yaşayacağına karar verememe. (Bu karar ergenlik döneminde gence bırakılır)

        Kız yada erkek arkadaşından ayrılma. (Ergenlik dönemindeki intihar girişimlerinin en sık rastlanan nedeni)

        Okul başarısızlığı. (Sınıfta kalma, okuldan atılma vb.).

        Ağır bir haksızlığa maruz kalma.

        Cezalandırılma korku ve kaygısı.

        Cinsel taciz ya da fiziksel şiddete maruz kalma.

        Özellikle başkalarının yanında hakaret ya da aşağılanma.     

İNTİHARIN TEHLİKE SİNYALLERİ

        İntihar etmeyi düşünen kişiler, bu girişimlerini geliştirmeden önce bazı sinyaller verirler. Bu sinyaller konusunda uyanık olmak olası intihar girişimlerinin engellenmesini sağlayabilir:

        İntihar girişimde bulunmuş olma.

        Daha önce intihar tecrübesi yaşamış olma.

        İntihar tehditini dile getirme.

        Kendisine ait özel ve değerli eşyaları başkalarına vermesi.

        İntihar etme yolları ile ilgili bilgileri toplaması ve bu yollarla ilgili tartışmalar yapması.

        Kendine ya da dünyaya yönelik öfke duyması, umudunu yitirmesi ve yalnızlığını ifade etmesi.

        Ölüm ve depresyon konularını günlük konuşmalarında, yazılı ifadelerinde, kitap seçimlerinde ve sanatsal çalışmalarında öne çıkarması.

        Vücudun çizilip berelenmesi ve kendine zarar veren hareketleri yapması.

        Yakın geçmişte bir aile üyesinin, bir arkadaşının ya da  evcil hayvanının kaybı.

        Boşanan ebeveynlerden uzaklaştırılması.

        Hızlı kişilik değişimleri, alışılmadık bir biçimde içine kapanma, saldırganlık, sürekli farklı duygu yoğunluğu içinde olması veya yüksek risk içeren etkinliklerde yer alması.

        Akademik performansta ani, beklenmedik ve ciddi iniş-çıkışlar, sürekli devamsızlık, geç kalma ya da okuldan kaçması.

        Aşırı yemesi, uykusuzluk çekmesi veya aşırı uyuması, kronik mide ve baş ağrıları, iştahsızlık, regl düzensizlikleri, umursamaz bir görünüm gibi fiziksel belirtiler göstermesi.

        Zararlı madde kullanımı veya bağımlılık, madde kullanımında aşırılık.

        Bir depresyon dönemindeyken hızlı iyileşme görüntüsü verme.

            Yukarıdaki belirtiler doğrultusunda şüpheli bir durum varsa çocuk/genç hiç vakit kaybedilmeden çocuk psikiyatristine yönlendirilmelidir.

 

İNTİHARA EĞİLİMLİ GENÇLERLE ÇALIŞIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

        Böyle bir gençle konu hakkında konuşmak, onu intihara teşvik etmez. Endişelenmeyin.

        İntihar eğilimleri genetik değildir. Bazı gençler bu olasılıktan korkabilirler. Bilgilendirin.

        İntihar  eğilimli gencin durumunda bir iyileşme görülse bile bu riskin tamamıyla ortadan kalktığı anlamına gelmez. Dikkat edin.

        Biri intihar eğilimli olduğunda, bilinmeyen bir neden diye bir şey yoktur. Araştırın.

        İntihar ile ilgili konuşmaların, yalnızca dikkat çekmek için yapılmış olduğunu düşünmeyin. Eğer yanılırsanız ne olur?.. Düşünün.

        Eğer intihar eğilimli kişi danışmada ya da terapide ise, onun intihardan uzak ve güvenli olduğunu düşünmeyin. Psikolojik destek almak kişiyi intihardan koruyamayabilir. Risk her zaman vardır.

        İntihar öylesine, kendiliğinden gelen bir şey değildir. Mutlaka kişisel nedenler vardır.

        Daha önce girişilen başarısız bir intihar girişimi o kişiyi başka bir girişimde bulunmaktan alıkoymaz. Önemseyin.

 

UYKU BOZUKLUKLARI

 

            Bebekliğin ilk dönemlerinde; uyku ve uyanıklık saatlerinde düzensizlikler görülebilir. Bebeğin zamanla uyku saatlerinin düzene girmesi beklenir. Daha sonraki dönemde diş çıkarma, beslenme düzensizlikleri, az emme uykudan uyanmaya neden olabilir. Anne-çocuk ilişkisinin gerginliği de bebeğin uyku

düzeninin bozulmasına neden olabilir.

            Büyüdükçe yatağa girmede isteksizlik, ağlama, oyuncaklarıyla oynamak isteme, hareketliliğe yönelme, sıkıntı, korku, anne-babayla yatma isteği gibi durumlar çocuğun uyumamak için yarattığı sorunlardır.

Annenin çocuğun uyku konusuyla titizce ilgilenmesi, geç yattığından, az uyuduğundan şikayetçi olması, uyuması için suni, abartılmış davranışlara girmesi çocuktaki duygusal gerginliği artırarak uykuya yönelmesini geciktirebilir. Aşırı hareketli çocukların uykuları da çoğunlukla huzursuzdur.

            Uyanıklık halinden uykuya geçişte çocuğun güven hissi kazanmış olması önemli bir faktördür. Bu ise ilk 1 yaş içinde  olumlu anne-baba-çocuk ilişkisiyle sağlanabilir.

            Uyku sorunu olan çocuklara uyuması için baskı yapılmamalı, zorlanmamalı ve korkutulmamalıdır. Çocuğun bir an evvel uyuması için sabırsız davranmak yerine sevgi, özen ve sabırla yaklaşılmalıdır. Çocuğun odasında gece lambasının olması, koridorun ışığının yanık olması, çocuğun ve anne-babanın

odalarının kapılarının açık olması, anne ve babanın dönüşümlü olarak çocuk uyuyana kadar yanında oturarak ya da uzanarak onunla sohbet etmesi/masal anlatması uykuya dalmasını kolaylaştıracak seramonilerdir.

Yorumlar

Yorum Bırakın